|
A - I n f o s
|
|
a multi-lingual news service by, for, and about anarchists
**
News in all languages
Last 40 posts (Homepage)
Last two
weeks' posts
Our
archives of old posts
The last 100 posts, according
to language
Greek_
中文 Chinese_
Castellano_
Catalan_
Deutsch_
Nederlands_
English_
Français_
Italiano_
Polski_
Português_
Russkyi_
Suomi_
Svenska_
Türkçe_
_The.Supplement
The First Few Lines of The Last 10 posts in:
Castellano_
Deutsch_
Nederlands_
English_
Français_
Italiano_
Polski_
Português_
Russkyi_
Suomi_
Svenska_
Türkçe_
First few lines of all posts of last 24 hours |
of past 30 days |
of 2002 |
of 2003 |
of 2004 |
of 2005 |
of 2006 |
of 2007 |
of 2008 |
of 2009 |
of 2010 |
of 2011 |
of 2012 |
of 2013 |
of 2014 |
of 2015 |
of 2016 |
of 2017 |
of 2018 |
of 2019 |
of 2020 |
of 2021 |
of 2022 |
of 2023 |
of 2024 |
of 2025 |
of 2026
Syndication Of A-Infos - including
RDF - How to Syndicate A-Infos
Subscribe to the a-infos newsgroups
(tr) Turkey, Yeryuzu Postasi: Daha Az İş Daha Çok Yaşam (ca, de, en, fr, it, pt)[makine çevirisi]
Date
Wed, 7 Jan 2026 08:06:38 +0200
"Daha Az İş Daha Çok Yaşam" sloganıyla başlayan kampanyanın deklarasyon
metnini paylaşıyoruz. ---- Bu kampanya, tüm iş kolları dahil olmak üzere
hayatı işçi sınıfı için çekilmez kılan mevcut düzene karşı "Daha az iş,
daha çok yaşam" diyerek meydan okuma ve kaybedilen kazanımları geri alma
çağrısıdır. ---- Çalışmak İçin Yaşamak ---- Yaşamlarımızın en büyük
kısmı çalışmakla geçiyor. Geriye kalan zamanda yalnızca hayatta kalmaya
yetecek kadar yemek yemeye, uyumaya, ertesi güne yetişmeye çalışıyoruz;
buna rağmen aldığımız ücret, insanca bir yaşam kurmamıza çoğu zaman
yetmiyor.
Haymarket'ten bugüne uzanan mücadelelerle işçi sınıfı 8 saatlik iş günü,
emeklilik hakkı, grev hakkı ve kadınlar için "eşit işe eşit ücret"
talebinin kısmen de olsa kabulü gibi kazanımlar elde ettiğinde, bu
haklar birer teknik düzenlemeden çok, hayatın tamamının işten ibaret
olmadığı; bir gün gerçekten dinlenmenin, yaşamanın mümkün olduğu bir
gelecek vaadini ifade ediyordu.
Bugün ise bu kazanımlar, sessizce geri alınan bir miras gibi parça parça
aşındırılıyor. Hiç bitmeyen ekonomik kriz söylemiyle emeklilik yaşı
sürekli yukarı çekilirken, kâr uğruna fiili çalışma saatlerinin yasal
sınırların çok ötesine taşması normalleşmiş durumda. Daha az zamanda
daha çok üretimi mümkün kılan otomasyon ve yapay zeka gibi teknolojik
gelişmelere rağmen kısalmayan çalışma sürelerinden doğan artı değere ise
yine kapitalist sınıf tarafından el konulmakta. Pek çoğumuz ne
emeğimizin ne de yaşamımızın güvencede olduğu işlerde çalışırken,
"esnek" denen çalışma biçimleri bizleri "çalışmak için yaşayan"
makinelere dönüştürmekte.
Sekiz Saatten Geriye Kalanlar ve Güvencesizlik
Kaybedilen bu kazanımların belki de en görünürü, bir zamanlar işçi
sınıfının en somut zaferi, bugün ise çoğumuz için kağıt üzerinde kalan
bir ayrıcalık olan sekiz saatlik iş günüdür. Uzayan mesailer,
ücretlendirilmeyen yol süreleri ve düzensiz vardiyalarla fiilen on, on
iki saati bulan iş günlerine karşın, işçilerin her türlü hak arayışı
şiddetli müdahaleler ve sistematik gözdağıyla karşılanıyor.
Başından beri kağıt üstünde kalan grev hakkına yönelik fiili saldırılar
bu tabloyu tamamlıyor. Greve çıkan işçilerin işten çıkarılması,
patronların ve sendikaların grev kırıcılığı ve grev yapan işçilerin
karşı karşıya kaldığı şidddet ve ölüm tehditleri grev hakkını fiilen
daha da daraltmış durumda.
Geçici, kayıtdışı ve sezonluk işlerin yaygınlaştığı günümüzde,
güvencesizlik yaşamlarımızın her alanında. İşsizlik tehdidi karşısında
boyun eğmek zorunda kaldığımız sömürü uygulamaları ve iş güvenliği
önlemlerinin kâr uğruna yok sayılması bu güvencesizliğin bugün
gördüğümüz birçok yüzünden sadece birkaçı.
Mevcut çalışma şartları böyleyken, bir çıkış kapısı olması gereken
emeklilik hakkı da yavaşça elimizden alınmaya çalışılıyor. Emeklilik
yaşı her yeni düzenlemeyle biraz daha ileriye çekildikçe görüyoruz ki
bugünün genç kuşakları için emekliliğin hayal bile edilemediği bir
gelecek hazırlıyor.
Harcanabilirlik Rejimi
Sermayenin bitmek bilmeyen açgözlülüğü bugün kendini işçilerin üretim
baskısı altında aşırı çalıştırılmasıyla da göstermekte ve mevcut sömürü
biçimlerinin oluşturduğu karmaşık ağı gözler önüne sermektedir. Zira
depo yangınları ve maden göçükleri gibi ısrarla kaza denilen iş
cinayetleri ve son aylarda artan patron cinayetleri gösteriyor ki
kapitalist çalışma biçimleri bizleri adeta "üretim hattının harcanabilir
ve değiştirilebilir parçaları" olarak görüyor.
Bu harcanabilir olma halinden işçi sınıfının tamamı payını alsa da
bazıları için bu hüküm neredeyse peşinen verilmiştir. Son on iki yılda
en çok çocuk işçinin öldüğü yılın 2025 olması, MESEM'ler ve benzeri
"mesleki eğitim" kurgularıyla işçi sınıfının çocuklarının daha okul
sıralarındayken devlet-sermaye ortaklığında ucuz, denetimsiz ve
geleceksiz emek kaynağına çevrildiğini açık biçimde gösterdi. Bizler
için bunun anlamı, çocukluktan ölüme kadar, hayatımızın neredeyse
tamamında kesintisiz bir şekilde çalışmak demetir.
Aynı harcanabilirlik, en tehlikeli ve kayıtdışı işlere sıkıştırılan
göçmen işçilerin, ev içi ve hizmet sektöründe güvencesizliğin en
kırılgan halkasına itilen ve daha görünür işlerde çalıştıklarında
sürekli cinsel taciz ve mobbing ile karşılaşan kadın işçilerin, var
oldukları her sektörde türlü eşitsizliğe maruz kalan ve cinsel taciz ve
mobbing karşısında en az kadınlar kadar savunmasız bırakılan LGBTİ+
işçilerin ve trans seks işçileri gibi yaşam hakkının hiçe sayılmasına
varan şiddet biçimlerine maruz kalan tüm işçilerin deneyiminde farklı
biçimlere bürünerek kendini tekrar ediyor.
Daha Çok Yaşam Mümkün
Ancak, gerçek anlamda dinlendiğimiz ve yaşadığımız bir gelecek yine de
mümkün. Bu kampanya, iş cinayetlerini "kaza", çocuk işçiliğini "eğitim"
ve bitmeyen mesaileri "esneklik" diye dayatan; tüm iş kolları dahil
olmak üzere hayatı işçi sınıfı için çekilmez kılan mevcut düzene karşı
"Daha az iş, daha çok yaşam" diyerek meydan okuma ve kaybedilen
kazanımları geri alma çağrısıdır.
Çalışmak İçin Yaşamak
Yaşamlarımızın en büyük kısmı çalışmakla geçiyor. Geriye kalan zamanda
yalnızca hayatta kalmaya yetecek kadar yemek yemeye, uyumaya, ertesi
güne yetişmeye çalışıyoruz; buna rağmen aldığımız ücret, insanca bir
yaşam kurmamıza çoğu zaman yetmiyor.
Haymarket'ten bugüne uzanan mücadelelerle işçi sınıfı 8 saatlik iş günü,
emeklilik hakkı, grev hakkı ve kadınlar için "eşit işe eşit ücret"
talebinin kısmen de olsa kabulü gibi kazanımlar elde ettiğinde, bu
haklar birer teknik düzenlemeden çok, hayatın tamamının işten ibaret
olmadığı; bir gün gerçekten dinlenmenin, yaşamanın mümkün olduğu bir
gelecek vaadini ifade ediyordu.
Bugün ise bu kazanımlar, sessizce geri alınan bir miras gibi parça parça
aşındırılıyor. Hiç bitmeyen ekonomik kriz söylemiyle emeklilik yaşı
sürekli yukarı çekilirken, kâr uğruna fiili çalışma saatlerinin yasal
sınırların çok ötesine taşması normalleşmiş durumda. Daha az zamanda
daha çok üretimi mümkün kılan otomasyon ve yapay zeka gibi teknolojik
gelişmelere rağmen kısalmayan çalışma sürelerinden doğan artı değere ise
yine kapitalist sınıf tarafından el konulmakta. Pek çoğumuz ne
emeğimizin ne de yaşamımızın güvencede olduğu işlerde çalışırken,
"esnek" denen çalışma biçimleri bizleri "çalışmak için yaşayan"
makinelere dönüştürmekte.
Sekiz Saatten Geriye Kalanlar ve Güvencesizlik
Kaybedilen bu kazanımların belki de en görünürü, bir zamanlar işçi
sınıfının en somut zaferi, bugün ise çoğumuz için kağıt üzerinde kalan
bir ayrıcalık olan sekiz saatlik iş günüdür. Uzayan mesailer,
ücretlendirilmeyen yol süreleri ve düzensiz vardiyalarla fiilen on, on
iki saati bulan iş günlerine karşın, işçilerin her türlü hak arayışı
şiddetli müdahaleler ve sistematik gözdağıyla karşılanıyor.
Başından beri kağıt üstünde kalan grev hakkına yönelik fiili saldırılar
bu tabloyu tamamlıyor. Greve çıkan işçilerin işten çıkarılması,
patronların ve sendikaların grev kırıcılığı ve grev yapan işçilerin
karşı karşıya kaldığı şidddet ve ölüm tehditleri grev hakkını fiilen
daha da daraltmış durumda.
Geçici, kayıtdışı ve sezonluk işlerin yaygınlaştığı günümüzde,
güvencesizlik yaşamlarımızın her alanında. İşsizlik tehdidi karşısında
boyun eğmek zorunda kaldığımız sömürü uygulamaları ve iş güvenliği
önlemlerinin kâr uğruna yok sayılması bu güvencesizliğin bugün
gördüğümüz birçok yüzünden sadece birkaçı.
Mevcut çalışma şartları böyleyken, bir çıkış kapısı olması gereken
emeklilik hakkı da yavaşça elimizden alınmaya çalışılıyor. Emeklilik
yaşı her yeni düzenlemeyle biraz daha ileriye çekildikçe görüyoruz ki
bugünün genç kuşakları için emekliliğin hayal bile edilemediği bir
gelecek hazırlıyor.
Harcanabilirlik Rejimi
Sermayenin bitmek bilmeyen açgözlülüğü bugün kendini işçilerin üretim
baskısı altında aşırı çalıştırılmasıyla da göstermekte ve mevcut sömürü
biçimlerinin oluşturduğu karmaşık ağı gözler önüne sermektedir. Zira
depo yangınları ve maden göçükleri gibi ısrarla kaza denilen iş
cinayetleri ve son aylarda artan patron cinayetleri gösteriyor ki
kapitalist çalışma biçimleri bizleri adeta "üretim hattının harcanabilir
ve değiştirilebilir parçaları" olarak görüyor.
Bu harcanabilir olma halinden işçi sınıfının tamamı payını alsa da
bazıları için bu hüküm neredeyse peşinen verilmiştir. Son on iki yılda
en çok çocuk işçinin öldüğü yılın 2025 olması, MESEM'ler ve benzeri
"mesleki eğitim" kurgularıyla işçi sınıfının çocuklarının daha okul
sıralarındayken devlet-sermaye ortaklığında ucuz, denetimsiz ve
geleceksiz emek kaynağına çevrildiğini açık biçimde gösterdi. Bizler
için bunun anlamı, çocukluktan ölüme kadar, hayatımızın neredeyse
tamamında kesintisiz bir şekilde çalışmak demetir.
Aynı harcanabilirlik, en tehlikeli ve kayıtdışı işlere sıkıştırılan
göçmen işçilerin, ev içi ve hizmet sektöründe güvencesizliğin en
kırılgan halkasına itilen ve daha görünür işlerde çalıştıklarında
sürekli cinsel taciz ve mobbing ile karşılaşan kadın işçilerin, var
oldukları her sektörde türlü eşitsizliğe maruz kalan ve cinsel taciz ve
mobbing karşısında en az kadınlar kadar savunmasız bırakılan LGBTİ+
işçilerin ve trans seks işçileri gibi yaşam hakkının hiçe sayılmasına
varan şiddet biçimlerine maruz kalan tüm işçilerin deneyiminde farklı
biçimlere bürünerek kendini tekrar ediyor.
Daha Çok Yaşam Mümkün
Ancak, gerçek anlamda dinlendiğimiz ve yaşadığımız bir gelecek yine de
mümkün. Bu kampanya, iş cinayetlerini "kaza", çocuk işçiliğini "eğitim"
ve bitmeyen mesaileri "esneklik" diye dayatan; tüm iş kolları dahil
olmak üzere hayatı işçi sınıfı için çekilmez kılan mevcut düzene karşı
"Daha az iş, daha çok yaşam" diyerek meydan okuma ve kaybedilen
kazanımları geri alma çağrısıdır.
Bugün bizden alınanların hiç biri geçmişte bizlere gümüş tepside
sunulmadı; aksine her biri yıllar boyu süren istikrarlı mücadelelerle
kazanıldı. İşçi sınıfının her işyerinde tabandan örgütlediği militan,
gayriresmi ve fiili mücadelelerle, kaybettiğimiz tüm kazanımları geri
alabiliriz.
Daha az iş ve daha çok yaşamı mümkün kılabiliriz.
Kaynak: Daha Az İş Daha Çok Yaşam
https://www.yeryuzupostasi.org/2025/12/06/daha-az-is-daha-cok-yasam/
________________________________________
A - I n f o s Anartistlerce Hazirlanan, anartistlere yonelik,
anartistlerle ilgili cok-dilli haber servisi
Send news reports to A-infos-tr mailing list
A-infos-tr@ainfos.ca
Subscribe/Unsubscribe https://ainfos.ca/mailman/listinfo/a-infos-tr
Archive http://ainfos.ca/tr
- Prev by Date:
(tr) Italy, FAI, Umanita Nova #34-25 - Rakamlar çok şey anlatır. Resmi suç verileri (ca, de, en, it, pt)[makine çevirisi]
- Next by Date:
(tr) Italy, Anarres Info: Torino. Tüm savaşlardan kaçanlar! (ca, de, en, it, pt)[makine çevirisi]
A-Infos Information Center